Üzerinden 10 yıl geçen destan: 15 Temmuz gazilerinin unutulmaz anıları

Img

Haber7-ÖZEL

Türkiye, demokrasiye ve milli iradeye yönelik 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. O karanlık gecede vatanı uğruna canını hiçe sayan kahraman gaziler, yaşadıkları dehşeti ve unutamadıkları anları ilk günkü duygularla anlattı. Akıncı Hava Üssü’nde üç kurşunla yaralanan gazi Derya Can, “O an ‘Ne oluyor?’ diye düşünmedim, ‘Ne yapmalıyım?’ dedim” sözleriyle milli iradeyi savunmak için nasıl canını siper ettiğini anlatırken, Boğaziçi Köprüsü’nde başından ve kolundan vurulan gazi Ahmet Alkılıç ise, “İnsanlar mermilere aldırmadan hainlerin üzerine koşuyordu” diyerek 15 Temmuz gecesi milletin gösterdiği eşsiz direnişi gözler önüne serdi.

Mukaddes vatanımız ve aziz milletimiz için canını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. 15 Temmuz hain darbe girişiminin acıları da yazılan destan da hala taze…

“NE OLUYOR DEĞİL, NE YAPMALIYIM DEDİM”

15 Temmuz hain darbe gecesinde canını vatan uğruna hiçe sayan gazilerimizden Derya Can röportajımıza başlamadan önce, “Herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Bu 10 yıllık süreçte küçük hatta hatırlamadığım yaşlardan itibaren bu vatanın şehitleri arasında yazılmayı, gazileri arasında olmanın” en büyük isteği olduğunu dile getirdi. “Rabbim şehitlik nasip etmedi ama inşallah gözümüzü bu şekilde yine şehitlik mertebesinde kapatmayı nasip eder” sözleriyle şehitliği ne kadar arzuladığını bize ifade ederken, bu milletin sırtının hainler tarafından asla yere getirilemeyeceğini başta hainler olmak üzere tüm dünyaya gösterdi.

Can’a yönelttiğimiz, “15 Temmuz hain darbe girişiminde, bu hain saldırıyı öğrendiğinizde ilk tepkiniz ne oldu?” sorusuna,

“15 Temmuz gerçekten Türk milletinin demokrasiye, bağımsızlığa ve milli iradeye sahip çıkma kararlılığını aslında tüm dünyaya gösterdiği tarihtir. Bu yaşananları öğrendiğimde bunun sadece bir güvenlik olayı olmadığını, ülkemizin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreç olduğunu zaten yüreğinizde iman gücü size hissettiriyor. Akıncı’da kalkışma 20.30 civarında başlamıştı. Akıncı Hava Üssü’nde üç hain kurşunla vatanımın, milletimin, bayrağımın, devletimin gazisi olma onuruna ulaştım. Çünkü ilk önce bizim Rabbimizin önünde eğildiğimiz o cami, mukaddes inanç yerlerimizin camları kırılarak taranması şeklinde bir ayaklanma başladı. O an içimde tek bir düşünce oluştu benim: Vatanım, milletim, bayrağım, devletim. Çünkü öyle bir anla karşı karşıya kalıyorsunuz ki önce inanç merkezinize yapılan bir saldırının sadece küçük çaplı bir saldırı olmadığını öğrenip düşünüyorsunuz. Mutlaka bir şaşkınlık, tereddütler vardı; fakat o tereddütlerin çok çabuk bir surette ‘neler oluyor’dan ziyade ‘ne yapmalıyım’a dönüştüğü bir süreç yaşadım ben, o dakikalarda”

KENDİNİ SİPER ETTİ! ŞEHİDİMİZDEN VÜCUDUNDAN ÇIKAN KURŞUN İSABET ETTİ

“Akıncı Üssü’nde üç kurşunla yaralandım demiştiniz. Özel değilse kurşunlar vücudunuzda nereye isabet etti?” sorusunu yönelttiğimiz Can,

“Çok büyük bir kalabalık içerisindeydi ve hainler bizi üç şarjörü tekrar tekrar takmak suretiyle taramışlardı. O yüzden ilk önce aldığım kurşun, mavi gömlekli bir gencimizin üzerine siper olmak için atladım. Onun bu vatana daha çok hizmet etmesini düşünerek aldığım, sağ baldırımdan büyük bir gururla vurulduğum kurşun.

İkinci kurşun yanımda şehit olan, Rabbimin cennetiyle mükafatlandırdığı şehidimizin vücudundan çıkıp bana saplanmış.

Üçüncü kurşun da yerden tarama sırasında saplanmış; sağ ayak baldır, diz kapağı ve sağ ayağımın altındaki kaba bölgesinde. Bu kurşunlardan birini ömrüm boyunca vücudumda taşıyacağım” yanıtını verdi.

KENDİNİ SİPER EDERKEN: “KEŞKE BEDENİM DAHA DA BÜYÜSEYDİ”

Can 10 yıl önce gerçekleşen hain darbe teşebbüsü sırasında yaşananları anlatırken adeta tekrar yaşadı. Can’a yönelttiğimiz, “Kendinizi gencin üzerine siper ettiğinizde ne hissettiniz?” sorusuna,

“O gencin benim bedenimin altından sürünerek çıkması belki de benim hayatımda yaşadığım en büyük mutluluklardan biri oldu. Çünkü bir vatan evladının sağ olduğunu bilmek… Benim hainlerden ilk duyduğum, ‘nişan al, ateş’ ve arkamı döndüğümde az önce İstiklal Marşımızı birlikte söylediğimiz, ‘durun yapmayın, siz yaparsanız vatan millet bize emanettir’ diye haykırdığım o kişilerin onu vuracağını düşünüp en yakınımda olduğu için onun üzerine atladım.

Keşke kollarım daha da uzasaydı, bedenim daha da büyüseydi… Akıncı Hava Üssü’nde 9 şehit verdik, 94 gazimiz oldu. Keşke bütün kurşunlar benim vücuduma saplansaydı da ben bu gururu yaşasaydım diyorum”

7’DEN 70’E HERKES AYNI AMAÇ İÇİN OMUZ OMUZA DURDU

“Milletimiz de hatırlarlar beni. Büyük bir gururla ben sağ ayağımı vatana feda ettim, keşke daha fazlası olsaydı. Ama inanın birbirini hiç tanımayan insanlar o gün Akıncı Hava Üssü’nde, İstanbul’da ve başka yerlerde kalkışmaya karşı koymak için tek yürekti. O anda birbirine ‘Sen kimsin?’ diye sormadı. Herkes… (bu kısımda gazimiz çok duygulandı, sesi çok titredi) Kimse ‘Sen kimsin’ diye sormadı. 7’den 70’e herkes aynı amaç için omuz omuza duruyordu ve birlik ruhu vardı. Tabii ki bu hayatım boyunca benim hafızamdan hiç silinmeyecek”

BİRLER ONLARA, ONLAR YÜZLERE, YÜZLER BİNLERE, BİNLER MİLYONLARA ULAŞTI

Halkın iradesini müdafaa ettiği mücadelenin ilk dakikalarında Kahramankazan’da 5 kişi olduklarını, daha sonra 500, daha sonra 1000, daha sonra 2000 kişiye ulaştıklarını ifade eden Can, “Bakın böyle durumlarda insanın aklına belki önce ailesi gelir ama inanın önce vatan, millet ve bayrağımız geliyor” ifadelerine yer verdi.

Can’a, “Hain darbe gecesinde hafızanıza kazınan onlarca anınız vardır. Sizi en derinden etkileyen hangisiydi?” sorusunu yönelttik.

“Ben öğretmendim, şu anda mesleğimi icra edemiyorum ama öğretmendim. İki anı anlatacağım. İlki 7-8 yaşlarında bir yavrumuzun bana bakıp ‘Öğretmenim ne oluyor? Bu askerler niye bize bir şeyler söylüyorlar? Niye siz bağırıyorsunuz? Niye annem babam burada?’ deyişi, o gözlerindeki tereddüt… Bakın daha ya 7 ya da 8 yaşındaydı. Ve ben ona ağlayarak, ‘Bak bayrağımız dalgalanıyor yavrum’ dedim.

Bir diğeri; ben yüzüstü vurulduğum için kafamı gökyüzüne çevirdiğimde ay ve yıldızımızı gördüm. Ay ve yıldızımız o kan gölünün üzerine yansımıştı ve ben üzerime bayrağımızın örtülü olduğunu hissedip kelime-i şehadet getirerek şehit olmanın o güzelliğini yaşamak için gözlerimi kapattım. Zaten Kahramankazan’da şehit listesine yazılmışım, nasip olmadı ama yazılmışım. O anda gördüğüm bayrağımızın o kan gölüne yansıması sanki üzerime örtülmüş ‘şehit oldum’ düşüncesidir; benim her gece gözümü kapattığımda gördüğüm manzara bu.”

“BU EMANET SADECE VATAN İÇİN FEDA EDİLİR”

“Ruhlar bir emanette taşınıyor, bu emanet de sadece vatan için feda edilir. Ben hastanede 4-5 yıl yattım. Hastaneye gelen her gencim bana tek bir şey söyleyecek; ilkokul düzeyinde olanlar ‘Öğretmenim siz demir öğretmen olmuşsunuz’ dediler, daha büyük bilinçte olanlar ‘Biz artık sadece sizin sınıfta vatan böyle savunulur dediğinizi değil, bu şekilde yapılan kalkışmanızla milletimizin gayretiyle vatan nasıl savunulur gördük öğretmenim, annem’ dediler”

“İNSANLAR AKIN AKIN HAİNLERİN ÜZERİNE GİDİYORDU”

15 Temmuz gecesinin sayısız kahramanlarından bir diğeri Ahmet Alkılıç oldu. Gazilik makamına erişen Alkılıç, köprünün bir tarafının açık bir tarafının kapalı olduğunu fark etti. Alkılıç’ın eşin bunun bir terör eylemi olduğunu sandı. Ancak Alkılıç yaşananların darbe girişimi olduğunu hemen anladı.

Alkılıç’a yönelttiğimiz, “15 Temmuz gecesi nerede, ne yaptınız?” sorusuna,

“Yanımda sevdiğim bir arkadaşım ve babamla beraber Ümraniye Meydanı’na çıkmaya karar verdik. Ümraniye Meydanı ile Cumhurbaşkanımızın evi de birbirine yakın. İlk önce orayı korumaya gittik. Daha sonra da köprüye doğru yola çıktık. Köprüye doğru geldiğimizde insanlar akın akın bu hainlerin üzerine gidiyorlardı. Biz de açık bir yoldan, yani köprünün giriş istikametinden bu hainlere doğru giderken üzerimize yoğun bir ateş geldi. Tabii ateşi hiçbir zaman da kesmiyorlardı. Yoğun ateş geldiğinde yere yattık ve yere yattıktan sonra tekrar ayağa kalkıp bu hainlere doğru giderken, 200 metre kala bizi taramaya başladılar tekrardan. Ben de arkadaşımı itip kendim de siper almaya çalışırken iki tane mermi aldım. Bir tanesini kafamdan, bir tanesini de kolumdan aldım. Daha sonrasında arkadaşım yaklaşık 100 metre beni sırtında taşıdı. Ve bir motosiklete koyup hastaneye yetiştirdiler. 8 saatlik bir operasyon sonucunda hayata döndük. Sonrasında ‘konuşamaz’ dediler, ‘ayağa kalkamaz’ dediler ama Allah’a hamdolsun hem konuşuyoruz hem ayaktayız hem de görevimizin başındayız. 6 ay konuşmadım. Ondan sonra yavaş yavaş yerine gelmeye başladı. Tam manasıyla iyileşmem de iki seneyi buldu” cevabını verdi.

“SÖZ KONUSU VATAN OLUNCA GERİSİNİN TEFERRUAT OLDUĞUNU AİLEMDE GÖRDÜM”

“Siz milli mücadeleye omuz vermek için dışarı çıkıyorum dediğiniz an eşinizin tepkisi ne oldu?” sorusunu yönelttiğimiz Alkılıç,

“O da gelmek istedi fakat benim üç çocuğum var. En küçük kızım da o zaman 3 aylıktı daha. O da gelmek istedi, ben de ‘Çocukların başında dur, benden haber bekle’ dedim. Tabii onlar da bu süreci çok güçlü karşıladılar. Yani Allah’a hamdolsun söz konusu vatan olunca, millet olunca, bayrak olunca geri her şeyin teferruat olduğunu ben ailemden de gördüm” yanıtını verdi.

BU MİLLETİN CESARETİ: MERMİYE KOŞUŞU

“Darbe girişimi sırasında hafızanıza kazınan, “hiç unutamadım, unutamayacağım” dediğiniz anınız nedir?” sorusuna,

“Köprünün girişinde bir rampa vardır köprüye inen bir rampa. Orada yüzlerce insanın bağıra bağıra ve koşar adımlarla bu hainlere doğru gidişi… Gidiyor ama üzerine de çok yoğun ateş açılıyordu. Yani mermiden korkmadan, herhangi bir irkilme olmadan bu hainlere doğru koşuşu, bu milletin bu kadar basiretli ve cesaretli oluşu beni en çok etkileyen durumlardan bir tanesiydi” cevabını verdi.

KAYNAK: HABER7
yok

Author: Ece Yıldız